Ya derlerse?

kumru_kapak

Dışarıda yine sevdiğim hava… Hafif kapalı, biraz serin, yağmur çiselemeli. Havanın bu durumuna rağmen dışarıdan gelen bir ses duyuyorum, arkadaşım ve komşum olan Hakan biriyle muhabbet ederken; “Yaz geliyor he?” diyor. Bana pek öyle gelmiyor. Hayırlısı…

Önce bilgisayarı, akabininde Barış Manço’nun (Allah rahmet eylesin) – Halil İbrahim Sofrası şarkısını açtım, çayın suyunu koydum, sıkılmak için bekleyen portakalları daha fazla bekletmeden narenciye sıkacağına yerleştirirken; “Kimi tatlı peşinde, kimininse tuzu yok” diye de mırıldanıyordum. Bu arada 5-10 dakikadır büyük odadan pat-küt sesler geliyordu, pek aldırış etmedim. Rüzgârın etkisiyle stor perdeler açılıp, cama çarpıyor herhalde diye düşündüm. Portakal suyu hazır, çay için biraz daha beklemem gerekiyor. Mutfaktan çıkıp, bilgisayarımın başına doğru geçerken büyük odada, yeri geldiğinde yüksekten bakabilmeye muktedir iki misafir vardı.

İki kumru…

Biri masada diğeri ayaklı lambanın üzerinde boyunlarını bir sağa bir sola yatırıp bana doğru bakıyorlardı. Mutfaktayken duyduğum patırtılar, kanat çırpışlarıymış. Yanaşıp selam verdim, aldılar. Ben de onlar da olduğumuz yerde çakılıp kaldık. 15 dakikaya yakın hiçbir şey söylemeden bakıştık, tam anlamıyla dalmışım. Durumu tekrar idrak ettiğimde başımı bir sağ bir sola eğdiğimi fark ettim. “Kumrusallaştırabildiklerimizden misiniz?” diye bir soru olsa, ‘öyleyim’ derdim.

Bu kadar sessizlikten ardından, aynı düzeyde bir tonla konuşmaya başladık çifte kumrularla.

Cam açık diye içeri girmişsiniz, tamam. Lambanın üzerine küçük dal parçaları taşıyıp yuvanızı da kurmuşsunuz, ona da tamam. Sessiz sakin, kırıp dökmeden, iki üç kanat çırpıp içeride uçuşuyorsunuz arada, aynen ona da tamam. Fakat… derken, masanın üzerinde minik adımlarıyla volta atarak konuşmamı dinleyen eşlerden biri, camdan dışarı çıkıp çanak antenin üstüne kondu. Lambada titreyen kumru üşümüyor. Başını bir sağa bir sola yatırıp dinlemeye devam ediyor.

kumru_ic

Yani diyeceğim şu ki, siz burada istediğiniz gibi yaşayabilirsiniz. Dilediğiniz kadar kalabilirsiniz. Benim için sorun yok, hatta memnun olurum. Su ve yiyecek ihtiyacınızı da karşılarım. Bu cam da genelde açık, kendinizi kafeste gibi hissetmezsiniz. Yuvanıza bir katkım olursa ne mutlu bana…

Son olarak, muhabbetiniz ve muhabbetimiz daim olsun dedikten sonra yanlarından ayrılmak için arkamı döndüm. İçimden karanlık bir ses “aslında, geri dönüp ‘başka yer bulamadınız da mı gelip bu lambanın üstüne yuva kurmaya kalktınız!?’ diye sorabilirsin” dedi. Neyse ki, o karanlık ve uğursuz sesi dilinden tutup dışarı atan, aydınlık ve azametli bir ses karşılığını verdi.

“Sakın! Sen karışamazsın ‘Mülk Allah’ındır!’ derlerse… Ya derlerse?”

Sustum…

2 Yorum

  • Doktor diyor ki:

    Tebessüm ettirdiniz, Allah razı olsun. Bizim buralarda (G.doğu) kumru değil de yusufçuk ya da yusuftutan denir resmi görene kadar başka bir tür sanmıştım. Ve sürekli kullandığımız eşya-alanlara yuva yapma konusunda ustalar (bisiklet pedalı, mandal sepeti, balkon denizliği-1 yumurtası yuvarlanıp uçmuştu,…vs. Eve giren kuşların baş göz hareketlerine senkronize olma konusunda da yalnız değilsiniz. Anı yazıları böyle oluyor işte -Aa benim de bir keresinde… diye başlayan cümleler kurdurtuyor okuyana. Uzattım yorumu, günleriniz bereketli olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir