Uzun Yol Sayıklamaları

Uzun Yol Sayıklamaları - Doğu
Uzun Yol Sayıklamaları - Doğu

Yolda oluyor insana ne oluyorsa. Yazmaya başlamak gibi; ilk cümleyi düşünmek yetiyor. Kendinden hiç beklenmeyecek bir zafer kazanmış gibi tek başına rüzgârda titriyor bir söğüt. Koyun sürülerinin çıngıraklarından ve çoban ıslıklarından başka kimsesi yok. Belki tek arkadaşı şuracıktaki tarlalar arası mekik dokuyan traktörlerin taze tuttuğu zavallı patikadır.

Ayaza yenilmiş boş dalları ufuk çizgisinin üzerinde kadim bir duvarda oluşan çatlaklar gibi görünüyor. Her anlamda ve her açıdan insanın pek çok yalnızlığına denk geliyor. Ona bakılan camdan ovanın ve belli belirsiz tepelerin içerisine doğru uzaklaşırken ceviz ağacı olmadığı için seviniyor insan. Ceviz olsa taşlarlardı. Ölümler ardından, çok şükür yaşıyoruz, der gibi bir sevinç. Onun adına.

Ardından bir kaç artezyen kuyusu üzerine inşa edilmiş tek göz evcikler. Yüksek gerilim hatları altında bir kaç trafo. Ve bunların üzerindeki sevgi cümleleri, kahramanlık nidâları ve ucuz siyası propagandalar. Alelacele yazılmış mavi bir sprey boya ile.

Önce araca paralel uçan, sonra aniden bir şeyler görmüş gibi keskin hamleler yapan serçeler. Bakımlı ve bodur meyve ağaçlarını çeviren taş duvar.

Uzun yolda oluyor insana ne oluyorsa. Bir kasabanın girişindeki otobüs durağı tiyatro sahnesi oluveriyor birden. Derme çatma bir durak: Demiri paslanmış, oturağı parçalanmış ve köşesi bir köpeğe yuva olmuş. Talebe kızını okuduğu şehirden gelen otobüsünden almak için krem rengi Toros’u ile yol kenarında bekleyen köylü Cafer’in sığındığı fedakâr durak. Ali’nin askerden döndüğü gün kasabaya girmeden önce mutluluktan ve gururdan yaktığı sigarasına eşlik eden dost, durak. Sevdiğine kavuşamamış yüreği yanıkların kara tahtası ve daha nicesi. Gurbet gözyaşlarının en önemli şahidi.

Gelecek kaygısı, geçmiş pişmanlıklar ve çeşitli boyutlarda ‘keşke’ler akıyor aracın camından artık. Attila İlhan’ın da dediği gibi “Hayatın bir bakıma öncesizliği ve sonrasızlığı / bir bakıma üstüste bilmem kaç sonbahar” dizeleri oluyor her akis.

Yol bir yerden bir yere gitmekten ziyade hayatı dokuma sanatına dönüşüyor eğer yeterince uğultulu ve rüzgârlı ise ruhunuz. Hiç şüphesiz bunu bir şükür gibi taşımalı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir