Türk Futbolunu Kim Bitirdi?

football-money

Ben bitirdim. Formalarda sadece futbol takımının arması ve futbolcunun numarası (ismi değil) olduğu zamanlardan, formanın her köşesine bir reklam kondurulacağı zamanlara geçerken hiç ses çıkarmayarak bitirdim. Statların kale arkası tribünlerine koltuk yerleştirilmesini ev rahatlığı zannederek bitirdim. Tezahüratlara katılmak yerine çekirdek çitlemeyi seçerek bitirdim. Takımlara Amerikalı, Arap yahut Rus petrol zenginlerinin ortak olmasını “ekonomik ferahlık” diye düşünerek bitirdim. Yıldız transferinin takım ruhundan çok daha önemli olduğuna inanarak bitirdim. Hedefsiz ve amaçsız adamları kulüp başkanı olarak seçen ihtiyar heyetlerine saygıda kusur etmeyerek bitirdim. Daha önce gerçekleştirdiği başarıların arkasına sığınarak türlü türlü hatalar yapan, her hatasında da suçu başkasına atan teknik direktörlerin arkasında durarak bitirdim. Maç biletlerinin, bir ailenin haftalık mutfak masrafına eşdeğer olmasına sadece “bizim de bir futbolumuz var be kardeşim” diye tepki vererek bitirdim. Karda kışta pankartının, davulunun, dostlarının omuzlarını sırtında taşıyanlar için “bu havada çekilecek iş değil” diyerek bitirdim. Ne kadar da zeki bitirdim.

Futbola dair “toplumun afyonu” demekten başka sözü olmayan sosyal medya sosyologlarına, 1970 Dünya Kupası’ndan hemen önce (14-18 Temmuz 1969) gerçekleşen Futbol Savaşı’nı (La guerra del futbol) hatırlatmayarak bitirdim. Maçları aylık belirli bir meblağ karşılığında izleten o kara kutuyu evime sokarak bitirdim. Maçlardan hemen sonra birer sirk gösterisi gibi hazırlanan futbol programlarına tahammül ederek bitirdim. Afrika’da sadece meşin bir yuvarlak görünce gülümsemek için başka bir şeye ihtiyaç duymayan çocukları unutarak bitirdim. Hayatımda hiç maçına gitmediğim Samsunspor’a rahmetli Muhammet Teoman Taş (Nam-ı diğer Timofte) vesilesiyle sempati beslediğimi unutarak bitirdim. 8 senede işletme bitirmiş ve gözünü para bürümüş menajerlerin gencecik çocukları o altyapıdan bu altyapıya sürüklemelerini seyrederek bitirdim. Rakibine dil çıkarıp tüküren, kendisi hakkındaki gelişmeleri öğrendiğimiz basına kol sallayıp muhabirleri “evinden aldırmayı” düşünen insancıkları futbolcu zannederek bitirdim. Hemşericilik, particilik, mezhepçilik ve hatta baldızcılık, eniştecilik yaparak kendine yönetim kurulu oluşturanlara “Siz ne yapıyorsunuz?” demeyerek bitirdim. Ne kadar da ahlaklı bitirdim.

kumsal-top-cocuklar

Şehrin dışına kurulması ve bu sebeple her türlü ulaşım imkânını sunması gereken statların, şehrin tam göbeğinde ama ulaşılamaz bir yerde yapılmasına “Bir sebebi vardır” anlayışı serpiştirerek bitirdim. Isıtmalı koltukta çay içerek maç izlemeyi reddetmeyerek bitirdim. Rakibim olan takımın başkanının, arkadaşlarımı nitelemek için söylediği “paralı köpekler” deyimini kabul ederek bitirdim. Her geçen gün artmakta olan on üç numara miyop gözlerime rağmen yakaladığım faulleri, penaltıları, taçları ve ofsaytları hiçbir hakemin görmemesini “Benim gözler bozuk ya ondandır” diyerek bitirdim. Ne kadar da ince bitirdim.

Statlara meşale, konfeti, davul, pankart gibi takımı ve hatta taraftarın kendisini ateşleyen eğlence unsurlarının sokulmasını yasaklayanlara rağmen maçlara giderek bitirdim. Stada girerken yanıma, pantolonum kirlenmesin diye üstüne oturmak için gazete ve biraz da kuruyemiş alarak bitirdim. Tribünler arasındaki korkunç bilet fiyatı farkını, tribüncülüğü ve esasen hayatın kavga edilmesi gereken tarafını öğrendiğim rahmetli Alpaslan Dikmen’in “Herkes kesesine göre” lafını tekrarlayıp geçiştirerek bitirdim. Neredeyse yanında büyüdüğüm cefakâr, vefakâr ve fedakâr tribün adamlarının bir anda ortalıktan kaybolmasını “Gençlerin önünü açtılar galiba” diye gayet mayhoş düşünerek bitirdim. İnternet forumlarında birbirini kesen gençlerin tribünde söz sahibi mevkie yükselmesini ve akabinde yaptıkları işlerle takıma, futbola verdikleri korkunç zararları “Gençti onlar ve neden hata payı yoktu hayatlarında” gibi bir dizeyle süsleyerek bitirdim. Günün birinde maça gittiğimde 10-15 yıl beraber koşturduğum çocukların suratıma bile bakmamasını “Sete çıktı değişti” diye geçiştirerek bitirdim. Tribünün futbolu, futbolun da tribünü güçlendiren muhteşem bir döngü olduğunu unutarak geçiştirdim. Bu döngüye patronundan aldığı maaş doğrultusunda her fırsatta laf çakan köşe yazarlarına gayet kibar bir biçimde “Edeb ya hu” diye mail göndererek bitirdim. Ne kadar da edepli bitirdim.

mahalle-futbol

Her yeni futbol sezonuna sırf şekil olsun diye yaşayıp ölmüş adamların ismini veren; futbolu, tribünü ve taraftarlığı asla bilmeyen koltuk sahiplerini hoş görerek bitirdim. Hayatında mahalle maçı yapmamış zevatın o duyguyu bilmeden futbola “Yirmi iki tane adam top peşinde koşuyor, çoluk çocuk da onları izliyor” diye tanımlayan fantastik zeki filozoflara tek söz karşılık vermeden bitirdim. Çocukken mahalle maçı kadrosuna hiçbir zaman seçilmeme sebebi babasının gösteriş budalalığı, annesinin salçalı ekmeği sadece oğluna hazırlaması olan çocukların ileride birer sosyal medya şaklabanı, otoritesi olacağını tahmin edemeyerek bitirdim. Çocukluğunu doktorculuk, evcilik ve kaçamak yapıp kızlarla beraber ip atlama oyunlarıyla geçiren çocukların kafasına “Kız mısın lan sen?” diyerek taş attığım zamanları yâd etmeyerek bitirdim. Futbolun önce aynı tribün içinde birlik ve beraberlik; akabinde de milletçe birlik ve beraberlik, hadi çok entelektüel(!) bir ifadeyle “ortak hafıza” olduğunu kimseye anlatmayarak bitirdim. Ne kadar da siyasi bitirdim.

Markette, bankada, kargoda, PTT’de ve hatta namazda ön saflara seri biçimde geçebilme kabiliyetimi tribün kuyruklarına borçlu olduğumu düşünmeyerek bitirdim. Uykusunda bile “paraaaa paraaa, mesaiii paraaaa” diye horlayan reklamcı patronların ve onların sadece reklam yazabilen yazarlarının aptalca fikirlerini şirin göstermek için futbola bulaşmalarına reddiye yazmayarak bitirdim. Milleti gündemin beşiğine yatırıp orada uyutmayı çok seven magazin muhabirlerinin sadece derbi maçlardan sonra yazabildikleri “futbol da bilirim” paragraflarına sadece gülerek bitirdim. Dedemin ve babamın dostlarıyla geçirdiği nice futbol dolu günü bir yere kaydetmeyerek bitirdim. Futbol biletlerinin ve koleksiyonlarının yerini kredi kartından hallice çipli (Word burada yonga dememi önerdi, güldüm) kartların aldığı günleri “teknolojik bir gelişme” şeklinde nitelendirerek bitirdim. Ne kadar da elektronik bitirdim.

football-game-over

Manu Chao’nun Galatasaray formasıyla konser verdiği günleri hiç hatırlamayarak bitirdim. Kafamda şairlerin futbolla asla ilgilenmeyeceği gibi (Ahmet Erhan’a selam ola) gereksiz bir bilgi oluşturarak bitirdim. “Gölgede ve Güneşte Futbol” gibi şahane bir kitap yazmış Eduardo Galeano’nun çizgi film kahramanı yahut kökeni 14. yüzyıla dayanan bir tarikatın son postnişini olduğunu zannederek bitirdim. “Satranç zekâyı geliştirir, futbol ne yapar ki?” diye soran taze uluslararası ilişkiler mezunu turabi gence “Satranç iki kişiyi bir masaya zor oturtur, futbol yetmiş bin kişiyi aynı yerde bir eder” gibi son derece –Allah affetsin– tasavvufî bir cevap vererek bitirdim. Ne kadar da hikmetli bitirdim.

Türk futbolunu ben bitirdim.

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir