Tirilye’de Bir Haziran Günü

Tirilye'de Bir Haziran Günü - Doğu
Tirilye'de Bir Haziran Günü - Doğu

Ne anlatıyor? Gözlerindeki cam buğusu belirsizlik yüzünden dinleyemiyorum. Tirilye’nin bu en güzel sokağında yüz yılın üzerindeki yaşıyla bizleri kolları altına almış bir çınarın şefkatiyle kaplıyız. Mavi masa örtüsü üzerindeki ellerini inceliyorum. Büyük işler yaptığı belli olan derin çizgili ellerini ve sohbetin hararetine göre ağır ağır salladığı zayıf parmaklarını…

Haziran’ın denizden gelen serin bir meltem olmasa insanı sıcaktan perişan ettiği günlerdeyiz ama yine de çay içiyoruz. Boşalan bardakları fark edemeden yenisi geliyor. Çerçeveleri iyiden iyiye çürümüş camları olan kıraathane önündeki masa etrafında kalabalığız.

Sahi ne anlatıyor? Büyük kulaklarından şakaklarına dökülen ak saçlarına oradan da darmadağın duran kaşlarına takılıyor gözlerim. İncelmiş hatta besbelli yok olmuş dudakları aheste kıpırdanıyor. Dar ve denize uzanan sokağın büyük bir bölümünü görebileceğim tarafında oturuyorum masanın. Hatta miyop gözlerimi hafifçe kısarak rüzgâr yüzünden homurdanan yeşil Marmara denizini görüyorum.

Cemiyet, diyor, cemiyet. Birden kulak kesiliyorum.

“Mahmut Şevket şehit edildiği zaman buraya onun adını verdilerdi, ya! Tabii ki öyle. Üç beş kişi kaldıydı hatırlayan, onlar da öldü.”

Mahmut Şevket Paşa, sadrazam olan. Beyazıt meydanı. Kan dolmuş at arabası ve namussuz beş namlu. Zihnimden bunlar geçerken gözüm kuzey duvarı yıkılmış cumbalı eve takılıyor. Ulan ne güzel işçilik şu Rum’un derken içimizden sanat tarihçisi olanımız, “Taş mektep” diyor, “taş mektep.”

trilye2

Tekrar kulak kesiliyorum.

“Bir çok kez geldim Mekteb’e ama hâlâ ciddi bir tadilat göremedim.”

Oturduğumuz kıraathanenin elli adım ilerisinden çıkılıyor Taş Mekteb’e. Dar sokağın ucundan heybetine yaraşır karşılıyor insanı. Çıktık bir kaç kez, daha sıcağında günün. Arnavut kaldırımlı ve dar sokaklı yollarını büsbütün gezdik. Cumbaların gölgelerinden giderek ve Rum ustalara hayranlık sunarak…

Mübadele konuşuldu; sonrasında boş kalan konakların hazin hikayeleri de. İnsanlara o kadar benziyor ki bu konaklar, duvarlarına dokunsam konuşacaklar diye korkuyorum.

İnce dudaklarından Cemiyet hakkında bilgiler dökülüyor. Cemiyet, İttihat ve Terakki. Gözlerimi gökyüzüne ve gökyüzünü yırtan kırlangıçlara kaydırıyorum.

Güneş batmaya yaklaştıkça dar sokakları kesif bir zeytin ağacı kokusu kaplıyor. Kokuya kaptırmışken kendimi dizimin üzerine koyduğum çay bardağına davranıyor çaycı, saygıyla hamle yapıp ondan önce kavrıyorum bardağı ve teşekkür ediyorum.
Renkli gözlü insanlar geçiyor, birbirinden güzel insanlar. Zeytinin uzun ve sağlıklı yaşamlar bahşettiği mütevazı ihtiyarlar süslüyor buraları.

trilye3

Hasılı, Tirilye şimdiki adı, öncekisi Zeytinbağı’ydı. Cemiyet’in makus kaderi ve tarih seyrinin önündeki çaresizliği, hataları, günahları ve sevapları konuşuluyor. Victor Hugo’nun sözü geliyor aklıma. “Dünyada hiçbir şey zamanı gelmiş bir fikir kadar güçlü değildir.” O fikrin yalpalayan, yürekli münevverlerinin izlerini de görüyorum baktığım her çınarda ve binada.

Lafların dinlendiği saniyeleri kovalayıp birden büyük bir saygı ile izin istiyor ve birazdan geleceğimi söylüyorum. İstibdat dönemi kondurulduğunu tahmin ettiğim bembeyaz bir çeşmenin önünden geçerek hiç girmediğim bir sokağa giriyorum ve bir bahçe duvarında oturarak bu satırları zihnimden ayıklıyorum.

Neşeli çocuk sesleri tarih perdesini aralayıp muzır bakışlar atıyor sanki. Onları duyabiliyor ama güneş rengi saçlarını göremiyorum. Ara ara gözlerim mavi ve yeşil tonlarında boyanmış rengarenk kapılara kayıyor.

Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı Tirilye beldesinde bir Haziran günü böylece geçmiş bulunuyor.

Nefes aldığımız coğrafyaya daha çok dokunabilmemiz dileğiyle.

Kafa Kağıdı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir