Ruh-i Zân…

Ruh-i Zân

Ben, gönül kütüphanemdeki bütün güzel sözcükleri toparlayıp, güzel bir cümle kurmak için kendimi hazırlarken o, “çay mı söyleyelim, sen aç mısın?” diyor. “Nasıl istersen” diyorum. Sonuçta at gibi yemiş de gelmiş olabilirim ama “eşlik etmek” ile “eşeklik etmek” birbirine çok yakın. Birinciyi tercih etmek, yakışanıdır düşüncesindeyim. Tercihimi birinciden yana kullanıyorum.

İki çay söylüyoruz orada, biri açık… Ciddiyim. Ben demli, o açık şekersiz iki çay söylüyoruz. Yalnız ben açığım, o demli. Ben sözlerimi, kalbimin vanası bozulmuş gibi bırakıyorum ağzımdan oluk oluk… O ise, kalbinin vanasının nerede olduğunu bile unutmuş gibi. Belki de “Ketumistan Cumhuriyeti” vatandaşı olduğu içindir. Öyle bir yer yok evet. Ama olsaydı bütün kelimelere vizeyi kendisi verirdi. Çünkü, Dünya Ketumluk Haftası Genel Koordinatörü gibi.

Kötü düşünmüyorum Su-i Zan etmek olmaz. Pirincin taşını ayıklar gibi su-i zanları ayırıyorum.
Hüsn-ü Zan ile gülümsemesinden cevaplar topluyorum.
Gözünde bir parıltı… Ay gibi, güneş gibi, yıldızlar gibi…
Bulutların üstünde bir ışık hüzmesi sanki.

Sessizlik üzerine kitap yazacak kadar susuyoruz. Öyle bir suskunluk ki, yedi milyar insanın bütün sessizliklerini toplamışlar bir ân içinde. Biz de o ân içinde yedi milyara bakıyoruz. Suskunluğumuzu da susuzluğumuzu tek çırpıda bozuyoruz.
Karşılıklı… “Eee n’apıyorsun?” diyerek.

Muhteşem bir ân!

Ulan kız sana “Eee?” demiş, sen de ona “Eee?” demişsin, nesi muhteşem bunun!?
Öyle deme işte. Anlamıyorsun bari ulan deme, ulan! (okuyucuya değildi bu, pardon.)
Aynı anda dediğinde, olay değişir. Aynı olan şeylerin hepsinde Ruh-i Zân vardır.

Bak şimdi;
Hüsn-ü Zan, iyi düşünme
Su-i Zan, kötü düşünme ise;
Ruh-i Zan, “Karşılıklı “Sen”i düşünme” anlamına gelir.

Mesela birinin hakkında konuşurken, hakkında konuşulan kişinin içeri girmesine “biz de senden söz ediyorduk” ile aynı şey değildir. Ona, “iyi insan lafının üstüne gelir” veya “iti an çomağı hazırla” -ayıp ayıp- denir.

Ruh-i Zan ise; aynı şeyi aynı anda yapıyor olmaktır.
Yani ‘ben şimdi gidip şununla göreceğim‘ düşüncesiyle birbirinden habersiz, karşılıklı bir yola çıkıp, aynı düşünceyle, aynı güzergahta buluşmaktır.

Veya başka bir örnekle, dua ederken ismini telaffuz ettiğin kişinin, sen ona dua ederken; onun da senin ismini anıp o anda seni telefonla araması gibi. Dua ederken telefonuna cevap verememiş olabilirsin. Olsun. Bu ruh-i zan’ı değiştirmez.

Serdar Tuncer, anlattığı bir hikayenin ana teması olarak buna; “Kalplerin Ritmi” diyor. Aynı kalp ritmine sahip iki ruhun, aynı çizgide buluşması. Aynı şeyleri hissetmesi.

Velhasıl-ı kelâm; Ruh-i Zan, “Karşılıklı “Sen”i düşünme” hâlidir.

Sevda gündeminin tıkandığı bir noktadan, ülke gündeminde doğru yöneldiğimiz bir sohbet ilerliyor.
Ülkenin durumu hakkında gıybet ediyoruz.
Allah bize hidayet versin! (Amin!)

Ruh-i Zân, iki yolun birleştiği ândaki noktadır.
Ruh-i Zân, bambaşkadır
Ruh-i Zân, bambaşkalaşmaktır!

Yaz bir yere lazım olur.
(Gerçi “Ruh-i Zan” terimi ve tanımını bu yazıdan başka bir yerde bulamazsınız.)

Bu yazı, Hz.Mevlâna’nın;
“Kalp denizdir, dil kıyı. Denizde ne varsa kıyıya o vurur…” standartları gözönünde bulundurularak yazılmıştır.

Derinden…

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir