İşte budur! Diliyorum…

İşte budur! Diliyorum... - Halit Altunterim
İşte budur! Diliyorum... - Halit Altunterim

1947 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Fransız yazar Andre Paul Guillaume Gide’nin deneme, şiir, roman, otobiyografi, öykü vesaire birçok edebiyat dalında, onlarca kitabı var. 1952 yılında Katolik Kilisesi tarafından yasaklanmış kitaplar! Bir an için aynı şeyin Türkiye’de olduğunu düşünelim diye bu bilgiyi eklemek istedim, yoksa konu kitaplar değil; sözleri.

  • Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.
  • Gerçeği arayanlara inanın. Bulduklarını iddia edenlerden çekinin.
  • Olmadığın biri olarak sevilmektense, olduğun biri olarak nefret edilmek daha iyidir.

Andre Gide’nin beğendiğim sözlerinden bazıları bunlar.

Fakat bendenizin en beğendiği sözü:

“Her türlü kötülüğü yapmaya muktedir iken, kötü bir şey yapmamak: İşte, budur iyilik!”

Kesin olarak bu mudur? Bilememekle birlikte oldukça katılıyorum.

Bu kadar net hükümler vererek iddialı konuşmak hiçbir zaman huyum olmadı. Bundan da oldukça memnunum. Bana göre, insan daima kendi iddiaları hakkında bir yanılma payı bırakarak konuşmalı. Tekrar vurgulayayım: Bana göre.

Örneklemek gerekirse -bilenler bilir– Twitter’da yazdığım;
İnsanın varabileceği en üst insani nokta belki de “vefalı olmak” noktası olabilir. Vefalı insandan iyiye dair her şey olur” cümlesi. “Belki de” evet, çünkü emin değilim. “Olabilir” evet, çünkü insanın varabileceği en üst insani nokta “kesin” olarak şudur diyebileceğimiz bir netlik yok. “Vefalı insandan iyiye dair her şey olur” evet. Çünkü vefalı insanın duruşu, vefasızınkinden katmerlidir. Olumlu ve olumsuz arasında tercih yapmaya gerek bile yok.

Neyse… Gelelim tekrar Andre Gide’nin “Her türlü kötülüğü yapmaya muktedir iken, kötü bir şey yapmamak: İşte, budur iyilik!” sözüne. Fevkalade etkili bir söz. Tam bir frenleme mekanizması. “Sen görürsün, görüşeceğiz, ben sana yapacağımı bilirim!” gibi hararetle içilecek birçok intikam şerbetini insanın elinden alıp; yerine, sabır otu şerbeti sunan bir söz. Andre Gide’nin sözünden yola çıkarak her şeye rağmen ses etmeden, kendi yolunu “bozmadan” yürümek bir süre sonra “iyi ki böyle yapmışım” dedirtiyor insana. Sonuçta -zaten- öyle ya da böyle, hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmıyor. “Men dakka dukka” (Eden bulur) diye boşuna dememişler.

Allah sevdiklerimizin dualarından mahrum etmesin.
İnsan en az bir duanın içinde yerini almalı…

Dua demişken, güzel bir “Aborjin Duası” okumuştum, paylaşayım.
(Aborjinler buna “dua” demişler, biz bir temenni silsilesi olarak alabiliriz.)

Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim…
Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum…
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum…
Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum…
Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum…
İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum…
Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum…
Son elvedayı atlatmana yetecek kadar merhaba diliyorum…

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir