Derdim yok demedim ki…

Derdim yok demedim ki... - Halit Altunterim
Derdim yok demedim ki... - Halit Altunterim

Çok uzun zaman oldu görüşmeyeli, çıkmış gelmiş. Biraz sohbet ettik, güzel bir yemek yedik, işlerden, memleketten, piyasadan, ailelerden falan bahsettik. Epeydir bu kadar konuşmamış kimseyle, hem yurtdışında konuşacak pek kimsesi de yok zaten. Ofisten çıkıp yürümeye başladık. ‘Bir tavla atalım mı?’ diye sordu akşam karanlığı çökerken. ‘Akşamdan sonra olur, istersen sonra bir de bilardo oynarız; oynamayı öğrendiysen tabi’ dedim gülümseyerek. Yüzündeki ifadeyi küçümsemeye yakın bir hale getirse de korkusu gözlerinden okunuyordu, ses etmedim.

Bir, iki, üç ve bir de ikilik galibiyetle kendisini Mars’ta bulunan suya kadar götürdüm. 5-0’lık skor içini yakarken bir bardak soğuk Mars suyu ikram ettim, rahatladı. Fakat bilardoyu öğrenmiş! Güzel sayılar aldı… Aldı almasına fakat onda da yenemedi. Hesabı ödeyip çıktık.

-Eee, nerede kalıyorsun?
+Bizimkilerin yanındayım… Şimdilik.
-Şimdilik?
+Ben alıştım yalnız yaşamaya yurtdışında, şimdi beni yorar kalabalık. Yakınlara bir yere geçerim, ayrı da kalmamış olurum diye düşünüyorum, bakalım kısmet.
-Hayırlısı olsun.

Gece karanlığı iyice çökmüş, insanlar caddeleri boşaltmış, tek-tük vardiyalı işçileri taşıyan servis araçları, kaldırım kenarlarına yanaşıp yolcularını indiriyordu. İstikametimiz belirsiz şekilde yürüyorduk. Sessizliğimizi Yasin’in heyecanla ‘hadi sahile gidelim’ cümlesi bozdu. Hemen ardından ‘tabi senin için de geç olmadıysa, hani işin falan vardır engel olmayayım’ diye ekledi. Sorun olmayacağını, bana da iyi geleceğini söyledim, rotayı sahile doğru çevirdik.
Sahilde insanı yormayan, bunaltmayan, ne sıcak ne soğuk, hafif esintili hava hâkimdi. Hafif dalgalı denize doğrudan bakan bir bankta yerimizi aldık. Az ilerimizde çay tezgâhının başındaki amcaya seslendim.

-Dayı, çayın var mı?
-Var yeğenim, vereyim mi?
-Sana zahmet iki tane ver, biri demli olsun.
-Hemen geliyor!
– – –
-Yasin, nasıl değişmiş mi buralar, hatırlıyor musun eski halini?
-Pek değişmemiş, daha da güzelleşmiş aslında. Maşallahı var.
-Aynen aynen! İleride yeni yerler falan yaptılar, onlara da bakarız.

Çaylarımız geldi, şekerleri amcanın avucunun içine bıraktık. Yasin çayından bir yudum aldıktan sonra gözlerinin içi gülerek ‘Ooohh be! Dünya varmış!’ dedi. Uzun zamandır çaya hasret kalmış belli ki. ‘Sakın bana internette gördüğün çay muhabbetlerinden yapma, lütfen’ dedim. Gülmeye başladı. Biraz daha denizi, İstanbul’u, karanlıkta görünmeyen adaları izledik.
Sessizlikte kaybolmuş otururken sağlam bir iç çekişimle Yasin’in ‘hayırdır’ sorusu aynı ana denk geldi.

-Hayırdır derken?
-Neyin var, tamam uzak kaldık biraz ama seni tanıyorum.
-Yorgunluk, bir de türkü güzel geldi.

Çaycı amca Elif türküsünü açmış, Cengiz Özkan’ın sesinden… Arka planda çalıyordu.

-Ne türküsü?
-Cengiz Özkan söylüyor, Elif dedim be dedim var ya, o işte.
-…
-Kuuuuş kaneeediiii kaleeem oollsaaaaaa aaamaaan ah yazılmaaaz beee-eenim deeer-diiim!

Yasin lafı geçiştirdiğimi fark edip kaşlarını çattı.

-Lan oğlum yok bir şey!
-Ayıp sana, valla ayıp! Gidip de kuşkanadı bulup derdini yazmaya mı çalışalım şimdi?
-Yasin… Anlatılacak bir derdim yok.
-Hee öyle diyorsun yani!?
-Aynen öyle diyorum.

Bir süre konuşmadı Yasin, çaycı amca türküyü tekrar açtı. Benim gibi, bir şarkıyı/türküyü ardı ardına dinliyor. Yasin, yine türkünün içine sesini karıştırdı.

-Neyse, dertsizlik güzeldir. Olmasın zaten derdin.
-Yanlış. Dertsizlik en büyük derttir Yasin.
-Eee?
-Ne, eee?
-Derdim yok dedin demin?
-Derdim yok demedim ki… Anlatılacak derdim yok dedim.

Yüzünü ekşitti, dişini sıkıp soluğunu burnundan bıraktı.

-Benim canımı sıktın, iç çayını da gidelim.
-Oğlum türkü bitsin bari ya!
-Kalk lan!
-Az deeerdiiiii-iiim çooo-ookçaaalaaandııııı…
-Sus lan!
-Adına hürmeten ses etmiyorum Yâ-Sin! Biliyorsun…

 

1 Yorum

  • Zeynep diyor ki:

    Bazen büyüsün istiyorum ya o dert, nedir beni bu hale sokan açıkça bilmek isterim diyorum. Çıksa karşıma da neymiş benimle derdi bunun. Gelmese de gelmiyor diye üzülüyorum ve korkuyorum ya gelmezse. Onunlayken biliyorum en azından yaşadığım bu dünya çekemeyecek beni içine öğütemeyecek bu sefer, ama giderse derdim elimden, ne kalır benden geriye. Bu uykudan ancak ağrılı uyaranlarla ayılabiliyorsak eğer biz de. Allah’tan gelen dert ne güzeldir demek düşmez mi hepimize?
    Demek ki, “zorlukla beraber bir kolaylık var. Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir