Biz Mahsun Kırmızıgül’e hâlâ inanıyoruz

aglamayin-beni-de-uzmeyin-mahsun-kirmizigul-gunesi-gordum_7865666-35560_1920x1080

Başrolde; Beyaz Melek, Güneşi Gördüm, New York’ta Beş Minare filmlerin senaristi ve yönetmeni. Namı diğer Mahsun Kırmızıgül.

Gemileri yakmıştı bir kez. Türkü de şarkı da söylemek istemiyordu. Yeni bir meslek, yeni bir ideal peşindeydi. Türkiye’de iyi film yapılmadığını veya en azından farklı film denemelerinin çevrilmediğini düşünüyordu. Ona göre, öncelikli olarak yapılması gereken şey güzel bir senaryo yazmaktı.Bir de görsel anlatımın çok güçlü yapılması gerekiyordu. Kolları sıvadı. İlk film, ilk heyecan ve karşımızdaydı Beyaz Melek.

Başrol oyuncuları çok iyi seçilmişti. Konu da oldukça ilginç… Duyguların tonu da yerindeydi. Ağlamalık bir filmdi ama ağlak değildi mesela. İlk film için sinemaya oldukça iyi bir giriş sayılabilirdi. Huzurevi, doğa ve ölüm… Her şey çok güzel bir şekilde iç içe geçmişti. Kısaca farklı kültürler üzerinden empati kurmanın önemi anlatıyordu Beyaz Melek’te.

Aradan uzun bir süre geçmemişti henüz. Mahsun Kırmızıgül, ikinci filmini de yapmıştı. Beklentiler de yüksekti, tabi şahsen benim için. Sinemadaki koltuklarda yerimizi kapmıştık. Kast sırayla açıklanıyordu. Oyuncular yine çok iyi seçilmişti ama hikayenin başlangıcı, filmin sonunun da aynı şekilde biteceğini işaret ediyordu. Yaşanan bir duygu seliydi adeta; her şey oldukça duygusal ve yine her şey oldukça iticiydi.

Filmde bir empati çılgınlığı alıp başını gitmişti. Herkese mesaj veriliyordu; öyle ki bu mesajın ne başı vardı ne de sonu. Kırmızıgül, devletin ve Pkk’nın kendisine çeki düzen vermesini, Kürtlerin hepsinin terörist olmadığını, Türklerin ve Kürtlerin hep birlikte çok acı çektiğini anlatmak da anlatmak istiyordu işte. Tabii ki acının ve empatinin bin bir türlüsü anlatılırken eş cinsel hakları da ihmal edilemezdi. Onları da anlamamız gerektiği vurgulanıyordu. Mesaj ve empati kaygısı başımızı döndürüyordu artık. İnşallah bu film, bir son olurdu diyorduk; zira yeteri kadar mesaj ve empati duygusu damarlarımızda dolaşmaya başlamıştı.

Sırada üçüncü filmi vardı. Belki bir umut, “İnşallah, bizim empati sınırlarımızı zorlamaz” diyorduk; fakat yapacak bir şey yoktu. Mahsun Kırmızıgül, çoktan kararını vermişti. Sanki bu dünyada var olabilecek her türlü acıyı işlemeye yemin etmişti. New York’ta Beş Minare’yle acı ve empatinin sarmaş dolaş olduğu bir filmle karşımızdaydı yine. Konu evrenseldi. Mesaj ise oldukça net: Her Müslüman terörist olmadığı gibi, her terörist de Müslüman olamazdı. Başka bir şekilde, izanı olmayan bir mevzunun izahını yapma gayreti peşindeydi yine.

Şimdi dördüncü filmi oldu ama benim hiç tahammülüm yoktu izlemeye; zira izlemedim de. Elbette, “Aslında çok iş var” dediğim birinden bahsederken böyle cümle kurmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamıyor değilim. Her filmi, görsellik sınırların çok çok ötesindeydi, filmlerindeki kurgu desen o da yerinde. Oyunculara ise diyecek hiçbir şey yok. Ama iş duygulara gelince, işte orada olay bitiyor, tükeniyoruz.

Bizimkisi sadece bir beklenti… Mahsun Kırmızıgül filmlerindeki mesaj ve empati kaygısını biraz daha dizginlenebilirse çok başarılı olabilir ki umuyoruz öyle olsun.

Bazılarının ise onu hiçbir şekilde beğenmeye niyeti yoktu, muhtemelen olmayacak da. Öncelikle o basit bir türkücüydü. İyi de şarkı söylüyordu. Bir de Allah var, esaslı bir bakışa sahipti; fakat çok eksiği vardı. Örneğin, sinema değerlerini temsil eden entel bir duruş… Biraz da varoştu. Biz, onlar gibi düşünmüyoruz elbet. Biz Mahsun Kırmıgül’e hala inanıyoruz ve kendisinden sadece  ama sadece bir şey istiyoruz.  Ne olur, bitmek tükenmek bilmeyen mesaj kaygısını ve empati çılgınlığını bir kenara bırak! Çok mu şey istiyoruz acaba?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir