Bir Zamanlar Tutkuydu Futbol

South America football

“Yensek de, yenilsek de, değişmez eğlencemiz…”
– Calella de la Costa’da futboldan dönen çocuklar

Ben tarihçi değil, hatırlama takıntısı olan biriyim” sözleriyle evvela Uruguay’ın Montevideo kasabasından, sonra da gururla Latin Amerika’dan topu eline alır Eduardo Galeano. “Tarihini” türlü entelektüel kavramlara boğmadan, “tarihim” diyerek ve gönlünden süzerek, sanki bir kahvehanede konuşur gibi anlatır. Bu yüzden de yazılarındaki hüzün ve coşku iç içe geçmiştir ve sımsıkı tutunmuştur birbirine. Kendi tabiriyle “matadoru değil, boğanın tarafını” tutmuştur hayatı boyunca ve bu yüzden de 13 Nisan 2015’de öldüğünde dünyanın her yerinden bir selâm gönderildi ona. Benim düşünceme göre bu selâmı ilk ve en tutkulu şekilde gönderenler ise futbol severlerdi.

John Berger‘ın “dünyanın vicdanı” diyerek andığı Galeano bir tarihçi değildi ama hafızacıydı. Bu yüzden Berger’in bu iltifatına daima “Hayli günahkâr bir insan evladıyım” diyerek cevap vererek yine iz bıraktığı gönüllere birer gol daha bıraktı. Hafızanın yüceliğine ve önemine o kadar inanıyordu ki yazdığı kitapların ekseriyeti, şahit olduğu ve araştırıp bulduğu gerçekleri dünyanın hafızasına nakletmek ve orada ebediyen kalmalarını sağlamaktı. “Aynalar“, “Latin Amerika’nın Kesik Damarları“, “Kucaklaşmanın Kitabı” ile “Ve Günler Yürümeye Başladı” kitaplarının entelektüeller hangi “kitap sınıfına” koyarlarsa koysunlar, hepsi birer tarih ve dolayısıyla hafıza kitabıydı.

El Futbol A Sol y Sombra

El Futbol A Sol y Sombra, yani Gölgede ve Güneşte Futbol 1998 tarihinde yayınlandı. Ertuğrul Önalp ve M. Necati Kutlu’nun İspanyolca aslından çevirdiği kitaba Galeano daha sonraki baskılarda 1998 ve 2002 Dünya Kupalarını da ekledi. Kore – Japonya ortaklığında 2002’de gerçekleşen Dünya Kupası’nda ülkemiz üçüncü olmuş ve pek çok otoriteye göre de büyük sürpriz yapmıştı. Kitabın yeni baskılarında bu turnuvaya da değinen Galeano şu yorumu yapıyor: “Şampiyonanın bir başka sürprizi de Türkiye’ydi. Hiç kimse bu ülkenin önemli bir başarı elde edeceğine inanmıyordu. Türkiye, dünya kupalarından elli yıldır uzaktı. Brezilya’ya karşı oynadığı ilk maçta hakemin kararıyla göz göre göre haksızlığa uğradı; ama yoluna devam etti ve sonunda üçüncü oldu. Enerjik ve kaliteli futboluyla kendisini küçük gören uzmanların ağzını açık bıraktı.

Galeano, Uruguay’da futbol nabzının en sık attığı Montevideo kasabasında doğduğundan olsa gerek hem futbolu iyi biliyor hem de iyi futbolcudan anlıyor. Çok ciddi bir turnuva gözlemcisi olmasının yanı sıra kapitalizmin futbolun üzerindeki boğucu etkisine de kitabındaki tarihî sayfalarda sıkça temas ediyor. Paolo Montero ve Diego Forlán gibi Uruguay futbol tarihine geçmiş birçok futbolcuyu çıkarmış bir kasaba Montevideo. Hatta buranın amatör futbol takımlarından Montevideo Wanderers’ın futbol dünyasına sunduğu bir güzel kaleciyi de hepimiz yakından tanıyoruz: Fernando Muslera. Bu kasabadan çıkmış diğer bazı ünlü futbolcuları anmadan olmaz: Pablo Gabriel GarcíaSergio BlancoMauro CamoranesiMaximiliano Rodríguez

Kitapta bir futbolseveri en çok etkileyecek şey şüphesiz en zor zamanlarda; yoksullukta, açlıkta, umutsuzlukta ve türlü acılarda dahi futbolun yegane umut, tek tutku olduğunun birçok örneğiyle karşılaşmak olacaktır. Evine ekmek parası dahi getiremeyen baba, oğlunun “duvar pası çalışmalarını” görünce mutlu olacaktır. Temizlik işleriyle uğrayan bir anne evde çocuğunu yalnız bırakmaktan korkmaz çünkü topu vardır ve nasıl olsa eğlenecek, gülecektir. Futbol böyle bir şeydir. Kitabın çıktığı kalemin Güney Amerika’nın en büyük yazarlarından birine ait olduğu da düşünülürse, gelin lezzetini siz tahmin edin.

football hope

Kitap evvela futbol, oyuncu, kaleci, yıldız, taraftar, fanatik, gol, hakem, teknik direktör, tiyatro, uzmanlar, futbol uzmanlarının dili, ölüm dansı, savaşın dili, stadyum, top, futbolun kökenleri, oyunun kuralları, İngiliz işgalleri ve Latin Amerika futbolu gibi önemli mevzularla başlar. Galeano daha sonra özellikle bahsetmek istediği futbolculardan, futbolu seven yazarlardan, siyasi bir takım faaliyetlerin futbola etkisinden, kapitalizmden, kredi kartlarının ve sponsorların futbolu işgalinden bahseder. Avrupa Şampiyonları ve Dünya Kupaları hiç sekteye uğramaz. Baştan sona kadar turnuvaların giriş paragrafı hep aynı cümleyle biter: “…miami’den gelen güvenilir haberlere göre Fidel Castro’nun devrilmesi an meselesiydi.”. Öyle ki 2006 Dünya Kupası’nın giriş paragrafında şunları yazar Galeano:

CIA uçakları, her zamanki gibi kimseye haber verme gereği duymadan Avrupa’nın bütün havalimanlarına uğruyor ve en küçük bir rahatsızlık duymaksızın dünyanın dört bir yanındaki işkence odalarına tutuklu aktarıyordu. İsrail, her zaman olduğu gibi, kaçırılan bir askeri kurtarmak amacıyla Gazze’yi işgal ederken, ortalığı ateş ve kana boğarak Filistin’in egemenlik hakkını çiğniyordu. Biliminsanları, her zaman olduğu gibi, iklimin çıldırmakta olduğunu, kutupların er geç eriyeceğine, denizlerin limanları ve sahilleri yalayıp yutacağına ilişkin uyarılarda bulunmayı sürdürüyorlar, iklimi çıldırtan ve havayı zehirleyenler de, her zamanki gibi, bu uyarılara karşı sağır kalıyorlardı. Her zaman olduğu gibi, Meksika’da yapılacak seçimlerde üçkâğıt tezgâhlanıyordu. Oylamanın elektronik ortamda sayılabilmesini sağlayacak programı, tüm masumiyeti ve iyi niyetiyle sağın adayının yakın bir akrabası hazırlamıştı. Mimai’deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgiler, her zaman olduğu gibi, Fidel Castro’nun devrilmesinin an meselesi olduğunu bildiriyorlardı. Her zaman olduğu gibi, Küba’da insan haklarının çiğnendiği doğrulanıyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nin Küba’daki üssü Guantanamo’da, tutuklulardan üçü hücrelerinde asılı olarak bulunuyor; Beyaz Saray, bu teröristlerin ilgi çekmek için kendilerini öldürdüklerini açıklıyordu. Her zaman olduğu gibi, petrola sahip olmaktan suçlu ülke Irak’ta savaş kurbanlar almaya devam ederken, California’daki Pandemic Studios Şirketi, petrola sahip olma suçunu işleyen başka bir ülkenin, Venezuela’nın işgalini konu alan bir bilgisayar oyununu piyasaya sürüyordu.

Futbolun büyüleyici yanları Galeano’nun büyüleyen üslubuyla birleşince ortaya tam bir hafıza ürünü anılar da çıkıyor. Bunlardan biri Ekvador’da geçiyor. Şair Jorge Enrique Adoum, uzun bir süre yurtdışında kaldıktan sonra ülkesine dönüyor ve hemen bir maça gitmek istiyor. Maç kritik ve dolayısıyla stat tıklım tıklım dolu. Maçtan önce, annesi vefat eden hakem için saygı duruşu düzenleniyor ve yöneticilerden biri mikrofonu eline alıp bu kadar zor şartta bile işinin başında olan hakemi tebrik ediyor. Şair bu duruma şaşırıyor, yıllarca “İbne hakem!” tezahüratlarıyla inleyen futbol statlarında ilk kez böyle bir hadise yaşıyor. Devamını Galeano’dan dinleyelim: “Sonunda maç başladı. On beş dakika sonra Aucas bir gol atınca stattaki tüm seyirciler bir anda ayağa kalktılar. Fakat top çizginin dışında çevrildi gerekçesiyle hakem golü geçersiz saydı. İşte o zaman kıyamet koptu, az önce hakemin merhum annesi için saygı duruşunda bulunan seyirciler kadıncağızın artık hayatta olmadığını unutmayarak kükremeye başladılar: Öksüz ibne!

Dünyanın her yerinde bir yoksul çocuğun gülümsemesi için futbol topunu görmesi yeterlidir. Burada futbolun saflığı da söz konusu. Şöyle der Galeano: “Zenci ya da melez, topundan başka bir oyuncağı olmayan yoksul çocuğa futbol, en azından sosyal açıdan yükselme fırsatı veriyor. Top onun inanabileceği tek sihirli değnek. Belki ekmeğini ondan çıkarabilir; daha da ötesi top onu bir kahramana, hatta bir ilaha dönüştürebilir. Yoksulluk onu ya futbola ya da suç işlemeye yönlendirir.

against modern football against modern football

Top, oyuncu ve ayakların kabiliyetiyle birlikte zekânın birleşimi elbette seyir zevki yüksek bir şölendir ve hatta hiç de abartı olarak görülmesin bir şükür vesilesidir. Zaten Galeano da sürekli bundan bahseder. Dünyanın neresinde olursa olsun, iyi futbolla karşılaştığında, şükreder. Bu yüzden de bir takımın değil futbolun taraftarıdır, iyi futbolun. Günümüzde ise futbol bankaların, sponsorların ve reklamların birer aracı olmakta, aracı hafif kalır bir kölesi olmuş durumdadır. “Gezici reklam panoları” başlığını attığı bir yazısında Galeano seslenir: “Ellili yılların ortalarına doğru, Peñarol, formalara ilan almak için ilk anlaşmayı imzaladı. On futbolcu, bir firmanın adı göğüslerinde yazılı olduğu halde sahada göründüler. Buna karşın Obdulio Varela her zamanki formasıyla maça çıktı ve bunu şöyle açıkladı: “Önceden zencileri, burnunda bir halkayla dolaştırırlardı, artık o dönem kapandı.”. Günümüzde ise her futbolcu aynı zamanda top oynayan bir reklam panosudur.

Forma aşkı” da Galeano’nun gözlemlerinden ve üslubundan nasibini alır. Güney Amerika ve bilhassa Arjantin’de bu aşk çoğu zaman bir namus meselesine dönüşür. Galeano anlatır: “Buenos Aires’te Boca Juniors taraftarlarından birine ölüm döşeğinde son arzusunun ne olduğunu bana Osvaldo Soriano söylemişti. Hayatı boyunca daima River Plate’ aleyhinde tezahürat yapmış olan adam, bu rakip takımın bayrağına sarılı olarak gömülmek istiyordu ve son nefesini verirken ağzından çıkan tek söz şu oldu: “Hiç olmazsa, ötekilerden biri geberdi, diyecekler.

fifa

Topun derebeyleri” başlıklı yazı, bugün tüm futbol yöneticilerinin tekrar tekrar okuması gereken bir yazıdır, bir makaledir, deneme ve hatıraların çok ötesindedir. FIFAAdidasISL MarketingVisaKodakCoca-Cola ve nice markaya burada söyleyecek çok sözü vardır Eduardo Galeano’nun: “Her heyecanı ve tutkuyu paraya çeviren bir mekanizmanın spor yaşamı için en yararlı ve en sağlıklı ürünleri sunanı seçmek gibi bir saçmalıkta bulunmayacağı doğaldır. En iyi öneriyi verenin düdüğü çalmaya hakkı vardır; burada önemli olan Mastercard’ın, Visa’dan daha fazla ödeyip ödemediği, Fujifilm’in, Kodak’tan daha çok parayı masaya koyup koymadığıdır. Listenin daima başında bulunan,” çok besleyici” iksir Coca-Cola’dan hiçbir atletin mahrum olmaması gerekiyor, “milyonlarla” ifade edilen tartışılmaz nitelikleri vardır.

Televizyonun hâkimiyeti” de bilhassa şu dönemde iyice ortada olan bir durum. Maçların hangi şartlarda, ne zaman ve nerede oynanacağına tamamen televizyon kanalları karar veriyor. Saatler “en çok izlenebilecek” olanları arasından seçiliyor. İşin ilginç yanı taraftarlar çeşitli aidatlar ödeyerek birer seyirci yerine konuyor. Statlardaki fahiş bilet fiyatları ise seyirci yerine müşteri istiyor. Buna kulüplerin ürün fiyatlarını da eklemek mümkün. “Futbolcular artık birer televizyon yıldızlarıdır. Gösterileriyle yarış etmek kimin haddine düşmüş?” diye soruyor Galeano.

Futbol bir tutkudur, tutku olarak görene ve bilene. Onu bir kapitalist olarak görenler taraftarlar değil yöneticilerdir, takım elbiseliler. Bir gün bile ellerinde davulla stat kapılarında beklememiş olanlardır. Dolayısıyla futbolun şimdiki konumundan taraftarı suçlamak bir saçmalık olacağı gibi onların hakkını yemekten başka bir şey değildir. Taraftarın 90 dakikalık ve birkaç aylık tutkusu adeta kursağında bırakılmaktadır. Tam da bu yüzden Gölgede ve Güneşte Futbol, her zaman okunabilecek ve futbolun tüm güzellikleri yanında çamura bulandırılma çabalarının da bir vicdan kitabıdır. Vicdanı olan taraftarların bazı hatıraları yad edebileceği günlüktür, mektuptur. Edebi anlamda ise Galeano’nun daima yaşayacak bir kitabıdır.

Futbolla ilgili her yazımı hemen hemen aynı alıntıyla bitiriyorum. Juan José Campanella‘nın El secreto de sus ojos (2009) adlı filminin en güzel sahnesinde şöyle der Pablo Sandoval: “Bir erkek her şeyini değiştirebilir. Yüzünü, evini, ailesini, kız arkadaşını, dinini, tanrısını. Yine de değiştiremeyeceği bir şey var. Tutkularını değiştiremez.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir