Bir zamanlar sahilmiş: Milet

Milet Antik Tiyatrosu2

Sıcak bir Ege gecesini Didim sahilinde çadırda deliksiz bir uykuyla geçirdik. Nefis bir Ege kahvaltısından sonra ilk durağımız bir kehanet merkezi olan Apollon Tapınağı… Bir antik kent değil belki ama devasa sütunları ve şaşaalı yapısıyla insanı hemen etkisi altına alıyor. “Bu kadar büyük mermer taşları siz hangi kuvvetle kaldırıp da buraya yerleştirdiniz?” demeden edemiyorsunuz. Tapınağın üstündeki yapılar hemen hemen hiç kalmamış. Onun dışında ön yüzün önemli bir kısmı hala ayakta. Fakat benim asıl anlatacağım yer Milet.

Milet şehrinin tarihi M.Ö 1600’lü yıllara kadar gider. Giritliler tarafından kurulduğu söylenir. Milet’in Helen dilinde bir manası yok ama “Ana Tanrıça’ya ibadete giden yolun sahibi olan kent” demek Hitit dilinde. Şehir ilk kurulduğu yıllarda doğuya giden ticaret yolları üzerinde bir uğrak limanıdır. Esas önemine neredeyse bin sene sonra İyon zamanında kavuşur. Milet de diğer İyon kentleri gibi deniz ticaretiyle zenginleşir. Bu zenginlikten bir süre sonra, akıbeti Didim’deki Apollon Tapınağı ve Milet’in hemen karşısındaki Priene antik kenti gibi kentlerle aynı olmuştur. Doğudan gelen Persler tarafından yıkıma uğrarlar. Nereye gittiysek Persler hep oralara el atmış, yakıp yıkmışlar her tarafı. Roma İmparatorluğu döneminde özellikle İmparator Hadrianus, şehrin eski debdebesine kavuşması için uğraşır (Bu arada  Hadrianus, Edirne şehrini de kuran, Roma İmparatorluğu’nun en çok gezen, şehirlere en çok yardım yapan kişi). Fakat şehir Pers yıkımından sonra bir daha eski ihtişamına ulaşamaz.

Milet Harabeleri

Şehrin biraz da olsa tekrar canlanması ve bayındır hale gelmesi Menteşe beyliği zamanında olur. 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra şehir Menteşe beyliğine verilir ve İlyas Bey burada 1404 senesinde cami, medrese, imaret, çifte hamam, çarşı gibi birimlerden oluşan bir külliye yaptırır. Avrupa’dan, “tarihi yapıtların onarımı ve korunması” kapsamında, 2012’de ülkemizde ödül alan tek yerin İlyas Bey Külliyesi olması da orayı yeterince ilginç kılıyor.

Şehrin, zamanında deniz kenarına kurulup şu anda denizden 10 km. kadar içeride olması bir hayli enteresan. Bu durum benim için etkileyici olduğu kadar ürpertici de. Doğa, Efes ve Priene’ye davrandığı gibi Milet’e de acımamış. Başlık fotoğrafındaki yeşil alan bir zamanlar deniz kenarıymış. Büyük Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlar yüzlerce yıl sonra şehri hem coğrafi hem de ticari olarak önemsiz bir hale getirmiş. Tiyatronun yukarısındaki tepede durduğunuzda, Milet’in bir zamanlar nasıl göründüğünü anlamanız için hayal gücünüzü iyice zorlamanız gerekecek.

Şehirden geriye çok fazla bir şey kalmamış. Görsel olarak bir Efes kadar hoşnut bırakmaz görenleri. Deprem ve savaşlar yüzünden şehir artık bir harabe halinde. Klasik Yunan ve Roma şehirlerinde olduğu gibi burada da bir Senato binası, Tiyatro alanı, Agora denilen pazar yeri, Roma hamamları, çeşmeler, kütüphane ve evler var. Şehir yapılanmasında merkeze yakın yerlerde diğer tüm şehirlerde olduğu gibi yüksek tabakadan insanlar; avam ise şehrin daha uzak diye tabir ettiğimiz yerlerinde otururmuş. Günümüz şehirleri gibi yani. Bu tiyatro alanları daha az zarar görüp günümüze kadar daha canlı kalmış. Genelde şenlik için kullanılırmış buralar. Zaman zaman toplanıp halkın sorunları dinlenir, bazı dönemlerde ise burada tanrılara kurban verilirmiş. Milet’teki tiyatro alanı ilk inşa edildiğinde olmasa da Roma döneminde on beş bin kişinin oturabildiği bir alan haline gelmiş. Didim’deki Apollon Tapınağı ile Milet arasında bir Kutsal Yol var ve iki yer arasındaki ulaşım böyle sağlanıyormuş. Milet ile Priene arası ise o zaman deniz olduğu için gemiyle tabii ki.  Aşağıdaki fotoğrafta zamanında deniz olan kısım görülüyor. Miletus ve Priene arası şu anda verimli tarım arazileriyle kaplı. Sağ taraftaki “Lake Bafa” olan yer de Aydın-Muğla sınırını oluşturan Bafa Gölü.

Milet2

“Erdemli yaşamanın yolu başkalarının kınadığını yapmamaktır.” diyor tarihin gerçek anlamda ilk filozofu Thales. Antik kaynaklara göre “Felsefenin Babası” olarak kabul edilen Thales Milet’lidir. Thales’i yetiştirmek şerefini ekonomik yapısındaki gelişimin önceliğine borçludur. Pozitif bilim dallarında atılan ilk adımlar Milet’te gerçekleşmiş ve kent “Milet Okulu” olarak adlandırılan İyon felsefesinin merkezi olmuş. M.Ö 6. yüzyılda Milet’li filozoflar evren ve insanlar ilgili sorulara bilimsel yanıtlar aramışlar. Mısır’dan matematik ve geometri, Babil’den ise astronomi bilgilerini alıp bu bilgileri geliştirerek gerçeği bulma yolunda önemli adımlar atmışlar. Thales, her şeyin sudan türediğini ve suya döneceğini savunur. Geometride “Thales Teoremi” olarak bilinen teoremin de isim babasıdır. Yine güneş tutulmasını önceden hesaplayıp haber vermiştir (İlginçtir: Kızılırmak kenarında savaşan Lidyalılar ile Medler bu durumu tanrısal bir işaret olarak görüp savaşa son vermişler). Sokrates’in hocası Arkhelaos, Apollon ve Artemis tapınaklarının mimarları, Ayasofya’nın mimarı ve daha bir çok düşünür bu şehirdeki okulda yetişmiştir. Fakat Persler Milet’i işgal edip yıktıktan sonra bu eski felsefi ilerlemeden eser kalmamıştır.

Şahsi araçla Apollon ve Milet arası yarım saat, Milet’ten Priene ise yarım saatten daha az. Gezip görmek isteyenler buraları bir bütün olarak gezmeli çünkü hiçbiri birbirinden bağımsız yerler değil. Efes ile Bergama’da olduğu gibi. Benim tavsiyem önce antik kenti gezip sonra müzesine uğramak; öyle yapınca insanın kafasında pek bir boşluk kalmıyor. Tabi önce bir müze kartı almanız gerek. Otopark olayına da dikkat etmek gerek eğer çok fazla kent gezecekseniz, otopark ücretinin olmadığı kısımları tavsiye ederim. Zaten ekseriyetle Alman turistler geziyor bu antik kentleri. Hatta bir defa yol üstünde denk geldiğimiz, müze statüsünde dahi olmayan bir yere girdiğimizde sadece iki Alman turiste rast gelince oldukça şaşırmıştık. Ege’deki bu antik kentlerin bulunup ortaya çıkmasına Türklerden çok Almanlar vesile olmuş. Bu arkeolojik kazıların devam etmesi için neredeyse hepsine Alman şirketler sponsor olmuş. Hatta bazılarını bulup bizzat ortaya çıkaranlar Alman.

a86716eeea15df23fda753e68b219d2d_big

Herkes aynı duygularla gezmiyor bu bölgeyi. Mesela yolda “Siz de kaya severlerden misiniz?” sorusuna muhatap kalabilir, hiç durmadan fotoğraf çekenleri görebilirsiniz. Binlerce yıllık birtakım eşyalara dakikalarca bakanları, veya, bölgenin tarihiyle ilgilenmeyerek sadece Ege’de günbatımını izleyip kendini doğaya bırakanları görebilirsiniz. Her özelliğiyle Milet ve bu antik bölge, kesinlikle gezilip görülmeye değer.

@nikmikyoqh 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir